7 Ekim 2010 Perşembe

Sartre - İmgelem

Duyumlanabilir içeriğin pek çok betimlenen bu eylemsizliği kendinde varoluştur.
Var olmak, kendi var oluşunun bilincinde olmaktır.
Şeyler, eylemsiz oldukları için bilincin egemenliğinden kurtarırlar kendilerini; eylemsizlikleri onları kollayıp gözetir ve özelliklerini korur. (s. 8)

İmge olarak varoluş, güçlükle ele geçirilebilecek bir varlık kipidir. Zihnimizi yormamızı gerektirir. (s. 9)

Katıksız ve a priori kuram, imgeyi bir nesne kıldı. Ne var ki iç sezgi, imgenin şey olmadığını öğretir bize.
İmgesi olduğu şey gibi, imge de bir şeydir.
İmge daha az şeydir.
Bilince her hangi bir şey gibi sunar kendini ve de imgesi olduğu şeyle dışsal ilişkiler sürdürür. (s. 10)

İmgenin bilgisi anlıktan kaynaklanır. (s. 15)

İmge kuramı Spinoza'da... bedenin betimlenmesine bağlanmıştır. İmge, insan bedeninin bir duygulanımıdır. (s. 16)

İmge, sonsuzluğun ışık geçirmezliğine, düşünce ise sonlu ve çözümlenebilen niceliğin açık seçikliğine sahip. (s. 18)

İmge, görünüş alanıdır. İmge duyumdan ayırt edilemez. (s. 21/22)

Bir tasarımlamaya olanak veren her nesne imgedir.
"Bir imge algılanmaksızın olabilir, tasarımlanmaksızın burada bulunabilir." Bergson
Bergson'un gerçekçiliği için şey imgedir, madde imgelerin bütünüdür. (s. 48)

Beden, seçici bir araç gibi davranır.
Beden sayesinde imge algı olur; algı belirli bir imgenin olanaklı eylemiyle ilintilendirilen imgedir ve de bu imge bedenin ta kendisidir. (s. 50)

Arının oluşumu algının oluşumuyla zamandaş olmalı; imge, şey tam da algılandığı anda tasarımlama olarak dünya anıya dönüşür.
"Anının oluşumu asla algının oluşumundan sonra değildir, zamandaştır. Algı yaratılırken anının taslağı da gezinir yanıbaşında." Bergson
İmge, şeyin kesin bir suretidir, şey gibi ışığa geçirimsiz, şey gibi içine sızılmazdır, katıdır, donmuştur, şeyin ta kendisidir. (s. 53)

Beden anıyı açık bilince geçirir, anının güncelliğini sağlar; buna karşılık devindirici kalıp olan algıyı bilinçli bir tasarımlama haline sokansa anıdır. (s. 58)

Dışarıda dengi olan imgelere hakiki imge ya da algı denir, dışarıda dengi olmayanlara ise zihinsel imge denir.
Algılar 'güçlü izlenimler', imgeler ise 'güçsüz izlenimler'dir. (s. 93)

İmge, duyumun ta kendisidir. (Hume)

İmge öznelliktir. (s. 101)

İmge, yeniden düşünülmüş bir algıdır. (s. 108)

Descartes, kendi imgelem kuramını psiko-fizyoloji düzlemine yerleştirir. Bir ruh ve bir beden vardır. İmge, bedenin yaşadığı bir zedelenme sonucu ruhun oluşturduğu bir düşüncedir... Psiko duyusal merkezler bir iç uyarı ya da bir dış uyarı tarafından uyarılabilirler. İlk uyarılma türüne denk düşen bilinç durumuna imge, ikincisine algı denir. (s. 112)

Bilinç için var olmak ve var olduğunun bilincinde olmak aynı şeydir... Bilincin biricik varoluş tarzı, var olduğunun bilincinde olmaktır. (s. 121)

Fenomenoloji, aşkın bilincin yapılarının özlerinin sezgisine dayanarak bu yapıların betimlenmesidir. (s. 136)

Her bilinç, her hangi bir şeyin bilincidir.

İmge bir şey değil bir edimdir.
İmge bir şeyin bilincidir. (s. 154)

İmge, bir şeyin bilincidir.


Çeviren: Alp Tümertekin
İthaki, Temmuz 06

Giambattista Vico - Yeni Bilim

...şakaklarında kanat olan bayan, metafiziktir.

İlahi inayetin sivil işlerdeki idaresi ve onun akılsal tarafı, bizim bilimimizin başlıca işidir.

Bütün insanlar arasında toplumsal (sivil) ünya dinle başladı.

İki insani kurum:
Evlilik
Ölüm

Humanitas, ilkin ve tam olarak humando'dan, yani ölü gömmekten gelir.

Dünya uluslarının içinden geçtiği üç süreç:
1) Tanrılar Çağı
Gentiller, ilahi yönetimler altında yaşadıklarına inandılar. Herşey onlara profan (kutsal olmayan) tarihteki en eski kurumlar olan kahinler tarafından emredildi.
2) Kahramanlar Çağı
3) Eşitlik Algısı - İnsanlık Çağı
Halk egemenliği ve monarşik rejimlerin kurulması.

Konuşulmuş diller:
1) Hiyeroglif, kutsal/gizli dil
2) Kahramanlar zamanına ait sembolik dil
3) Halk dili

Zerafet, incelik, felsefenin ürünüdür.
Felsefe insanı, olması gerektiği gibi ele alır.
Felsefe aklı temaşa eder, gerçeklik bilgisinin nereden geldiğini araştırır.
Filoloji ise, insani seçimin yazarı olan akla dikkat eder. Buradan da kesinlik hakkındaki bilinç ortaya çıkar.

Her nerede bir halk, silahlar üretip vahşi hale geldiyse orada artık insani kanunlara yer kalmamıştır. Bu vahşiliği en aza indirmenin veya yok etmenin tek aracı dindir.

"Korku dünyada ilk önce tanrıları yarattı."
Primos in orbe deos fecit timor."

Hayalgücü <-> bellek => Akıl yürütme

Tanrı'da bilgi ve yaratma, bir ve aynı şeydir

Sybil -> Kehanet kitabı

İroni; gerçek maskesi giymiş bir düşünce gücü aracılığıyla yanlışlığın öne çıkmasıdır.

Syringes -> Mısırlıların ölülerinin anılarını şarkı halinde üzerine yazdıkları sütunların ismi.

İroni => 'Sir' -> Şarkı, Siren -> Şarkı söyleyen tanrıça

Ateistlerin varolduğu bir dünyada kahinler barınamazlar.

Ölülerimizi gömdüğümüz zaman hümanist oluruz.

Philia -> Arkadaşlık
Philco -> Aşık olmak -- Grekçe

Filius -> Oğlan
Phyle -> Philios -> Arkadaş -- Ion Grekleri

Phyle -> Kabile -- Grekçe


Devletin varlığının temeli, halkın özel mülkiyetinin üzerinde yükselir.

Polis -> Şehir
Polemos -> Savaş

Unutmak
Kayıtsızlık (mahrum kalmak)
Vicdan azabı

Achilles -> En büyük Grek kahramanıdır.
Agamemnon -> Grek birliğinin başıdır.

Mythos -> Gerçek anlatı

Şeyleri hatırlayan -> bellek
onları değiştiren, teklit eden -> imgelem
onlara yeni bir tarz veren -> icat

Metafizikçi, zihni duyulardan soyutlar.
Şair, zihni tamamen duyuların içine batırır/daldırır.

Ulusların döngüsü

-> Tabiatların üç türü
1) Şiirsel, yaratıcı tabiat.
2) Epik tabiat.
3) İnsani tabiat

-> Adaletin üç türü
1) Dinlerle karışık
2) Asabi ve fazla titiz
3) Görev bilinci

-> Doğaş kanunun üç türü
1) Tanrısal
2) Epik
3) İnsani

-> Yönetimin üç türü
1) Tanrısal
2) Aristokratik
3) İnsani

-> Otoritenin üç türü
1) Tanrısal
2) Epik
3) İnsani
3.1 Özel mülkiyetin otoritesi
3.1.1 Vasilik otoritesi
3.1.2 Konsül otoritesi

-> Aklın üç türü
1) Tanrısal akıl
2) Devlet aklı
3) Doğal akıl

Din, insanlar arasında kaybolursa, toplumda yaşamalarına imkan verecek hiçbir şey kalmaz, ne savunma kalkanı, ne öğüt vasıtaları, ne dayanma temelleri ne de dünya da daima var olabilecekleri bir form.
Yalnızca dinler insanları hisler yoluyla harekete geçirerek erdemli işler yapmaya sevk eder.

Çeviren: Sema Önal
Doğu-Batı, Ankara, 2007

Henry Bergson - Madde ve Bellek

Henry Bergson - Madde ve Bellek
Beden ve Tin İlişkisi Üzerine Deneme

Bizce madde imgeler bütünüdür.
İmge'de bizim anladığımız şey ise bir tür varoluştur.
İdealistin tasarım olarak adlandırdığından daha fazlası, gerçekçinin şey olarak adlandırdığından ise daha azdır. "Şey" ile tasarım arasında yarı yolda duran bir varoluştur. (s. 7/8)
Benim bedenim de maddi dünyanın bütünü içinde diğer imgeler gibi hareket eden, hareketi alıp veren bir imgedir.
Nesneleri harekete geçirmeye yönelik nesne olan bedenim demek ki, bir eylem merkezidir; bir tasarım doğurmayı başaramaz. (s. 17)
Algının tamamen spekülatif bir önemi vardır, algı katışıksız bilgidir.
Algılamak öncelikle bilmek anlamına gelmektedir. (s. 23)
Algının uzay üzerindeki tasarrufu, eylemin zaman üzerindeki tasarrufunun tıpatıp aynıdır. (s. 26)
Bilinçli olarak algılamak, seçmek anlamına gelir. (s. 37)
Algı, bedenin yansıtma gücünü ölçerken, duygulanımı onun emme gücünü ölçer. (s. 43)
Benim algım bedenimin dışındadır, duygulanım ise tersine bedenimin içindedir. (s. 44)
Duygulanım, dışarıdaki beden imgelerini bedenimizin içine katmamızdır; duygulanım, imgenin saflığına yeniden kavuşmak için, öncelikle algıdan çekilip çıkarılması gereken şeydir. (s. 44)
Psikolojik yaşam -> duyum ve imge
Zamanın özü, onun çıkıp gidiyor olmasıdır.
Şimdiki zamanın, özü gereği duyumsal devindiricidir.
Genellikle geçöişi algılarız, katışıksız şimdiki zaman, geleceği kemiren geçmişin anlaşılmış ilerlemesidir.
Madde uzamın içindedir, tin uzamın dışındadır, aralarında geçiş olasılığı yoktur.
Acı, meydana geldiği yerdedir.
Tin, maddeden algıları ödünç alır ve besinini bu algılardan çıkartır ve onlara hareket biçiminde geri verir; bu hareketleri özgürlüğüyle damgalar.

Çeviren: Işık Ergüden
Dost, 2007

Kazancakis - El Greco'ya Mektuplar

El Greco'ya Mektuplar

Duruyor, insanın yüreği gibi direnen ve mücadele eden ışığa son defa bakıyorum.
Gökyüzünü bulutlar kapladı, dudaklarıma ılık bir damla düştü, toprak koktu. Topraktan baştançıkarıcı bir ses yükseliyor; Gel!... Gel!... Gel!...
Benim yolum budur, budur insanın yolu, başka yol yoktur.
Gücünün yetmediği yere git.
Savaştım, yaralandım, tereddüt ettim, ama kaçmadım! Korkudan dişlerim birbirine vuruyor ama, kanlar farkedilmesin diye alnımı kırmızı bir mendille sarıyor ve saldırıya geçiyorum. Ağır, doyurulması imkansız bir görev bu hayatım boyunca savaştım, hala da savaşıyorum, fakat karanlık hep kalıyor, yüreğin içine çöküyor ve mücadele yeniden başlıyor.
Yıldızlı gökyüzüne baktığım zaman, bazen çiçekli bir bahçeyi, bazen karanlık ve tehlikeli bir denizi, bazen sessiz, göz yaşları içinde yüzen bir simayı görür gibi olurum.
Gözlerimi açardım, Tanrı yok olurdu, Tanrı yoklur. Ama oyuncakları ellerimde kalırdı.
Dünyadan henüz ayrılmamıştım ama yavaş yavaş ondan kopuyordum.
Büyüdüm, ihtiyarladım ama asla anlayamadım.
Yeter ki beni hatırlayacak yürekler varolsun.
Ama aklımın nasıl açılıp gerçeğin sınırına yer değiştirttiğini ne kadar hissediyorsam, yüreğime o kadar acı doluyor ve taşıyordu. Hayat bana çok darmış gibi geliyor, beni içine almıyor, ölümü istiyordum, yalnız ölüm sonsuzmuş ve beni içine alabilirmiş gibi geliyordu. Hatırlıyorum, bir gün parlak bir güneş vardı. Ben vücudumu sağlam ve mutlu hissetmekteydim. Uzun, ümitsiz bir de mektup yazmıştım, vasiyetname gibi bir şey: dünya ya veda ediyordum..
Gençlik acıdır, alçalmayacak kadar acı, anlamaz bir insan, anlamnaya başladığı zaman da gençlik çekip gitmiş oluyor.
Hayatıma bir amaç veremezsem nasıl eyleme geçebilirim.
Dünya hiçbir şeye değmezmiş.
İbadet, etten daha fazla besleyicidir.
Bütün dünya yüreğime ağırlık veriyor, nereye gideyim.
Seni yakan ateşleri ışık yap
Sonra üfle
Onları söndür.

Kafka - Dava

Der Procer

Bir duvarın dibinde yaşamak, köpekler gibi yaşamaktan farksızdır.

Biri Josef K.'ya iftira etmiş olmalıydı, çünkü kötü bir şey yapmamış olmasına karşın bir sabah tutuklandı.

Talihinin iyi olup olmadığının belirleyicileri olan nöbetçiler.
Nöbetçilerin düşüncelerine sızmak, orada kendine bir yer edinmek ya da düşünceleri kendi yararına çevirmek...
Gafil avlandım hepsi bu.
Üstelik kadının yardım önerisi içten bile gelmişti.
Yenilgiye uğramasının tek nedeni savaşı kendisinin istemiş olmasıydı.
Daha şimdiden yolunuzu mu yitirdiniz.
Şeytana uymama sebep olan şey çamaşırlarınızın kalitesi oldu.

Gadamer - Heidegger yorumu

Yunan felsefesinin/filozoflarının oluş kavramını kullanırken sergiledikleri yerleşik anlayışı kırmak ve modern düşüncenin, bu oluş kavramının tahakkümü altındaki yeni felsefenin asli prensibi haline gelen müphem bir bilinç kavramını nasıl oluşturduğunu ortaya koymak Heidegger'in yapmış olduğu büyük bir hizmettir.